Sosyal Medyanın Gücü!

Her geçen gün daha çok insan tarafından kullanılan sosyal medya tüm dünyada insanların hayatlarının önemli bir parçası haline geldi. Bazılarını bağımlı hale bile getirdi. Bir önceki kuşak, bir diziyi izlemediğinde, ertesi gün arkadaşlarının yaptığı esprilere katılamadığı için utanırdı. Şimdi ise, insanlar sosyal medyayı güncel konulardan uzak kalmamak için kullanıyorlar.  İnsanlar, sadece takip etmek istedikleri kişileri takip ederek, onların söyledikleri sözleri izleyebiliyor ve ona yorum yazarak, onu beğenerek tepki veriyorlar. Böylece, sadece ilgi alanlarındaki konulardan haberdar oluyor diğer konularla ilgilenmiyorlar. Şöyle ki, bir kişi tuttuğu takımın her gün sitesine girip de bugün ne olmuş, bugün ne bitmiş diye araştırmaktansa, facebook veya twitter üzerinden paylaşılan haberlerde dikkatini çeken bir konu olursa ona bakma gereği duyuyor.

Hepimizin bildiği gibi, gazete ve televizyonlarda sunulan haberleri sınırlı sayıda muhabirler üretiyor ve sunuyorlar.  Sosyal medyadaki haberleri, o sosyal ağın tüm üyeleri üretiyor ve sunuyor. Onun için çok renkli ve çok güçlü oluyor.

Sosyal medya, kullanıcıların içerik ürettiği tamamen özgür bir medyadır. Bu kavram son yıllarda hayatımızda hiç bir şeyin kaplamadığı kadar çok yer kaplamaya başladı. Sosyal ilişkilerimizden, arkadaşlıklarımıza, marka bilgilerinden, şikayetlerine kadar neredeyse sonsuz bir bilgi birikimini içinde barındıran dev bir kavramdır. Pek çok sosyal ağın yanında blog yazarları da bu ekosistemin ciddi bir parçasıdır. Çünkü, bloglara koyulan yazılar, yazarlar veya başka kullanıcılar tarafından sosyal medyaya taşınmaktadır. Bu bakımdan, bloglar sosyal medyanın ayrılmaz bir parçası haline gelmiştir.

Sosyal medya kullanıcısı herkesin bir ağı vardır ve ağında yaş, cinsiyet, siyaset, eğitim düzeyi, kültür vb. farklılıkları olan farklı sayıda kimseler olmaktadır. Bir olayı sosyal medyadan duyuran bir kişi bu bakımdan farklı kesimlerden farklı tepkiler almaktadır. Bazen sosyal medyaya yazılan bir yazı için herkesin aynı tepkiyi vermesi sonucu farklı durumlar ortaya çıkabilmektedir.

Amerika’da 2012 yılında, 16 yaşına basan genç bir kızın Facebook üzerinden arkadaşlarına göndermek istediği davetiye gizlilik ayarını yanlış seçtiği için 30 bin civarında kişiye gitti. Evine davet ettiği kişiler gelmeye başlayınca olayın yanlışlığı anlaşıldı ve polis çağırmak zorunda kalmıştı.

Diğer olaylar ise, Tunus’ta, kaçak sigara satan bir gencin, tezgahına el konulmasını protesto etmek için kendisini yakan gencin haberinin twitter’da bir anda duyulmasıyla “Arap Baharı” adı verilen devrimlerin olmasıydı. Ardından, domino etkisiyle tüm Kuzey Afrika’da bu devrimden nasibini aldı. Bütün bunlar, sosyal medyanın gücünü göstermek için çok konuşuldu ve kullanıldı.

Türkiye’de ise, “internetime dokunma” eylemleri bu şekilde yapılan bir örnekti. Şimdilerde yaşadığımız “Gezi Parkı” eylemleri de benzer şekilde yürütülüyor. Sosyal medya üzerinden organize olan kullanıcılar her türlü desteği aldıkları gibi, NewYork Times’ta ilan vermek için yeterli para bile topladıklarını hep birlikte gördük.

Sosyal medya üzerinden örgütlenen olayların bazı ortak özelliklerini burada sıralamak mümkündür:

  • Bu olaylarda lider bulunmamaktadır
  • Bu olaylar suiistimallere açıktır
  • Bu olayların çözümü yine sosyal medya üzerinden aranmalıdır

Bu özelliklere bakarak işin çözümünün ne kadar zor olduğu da tartışılabilir:

Lider olmadığı için, olayın çözümü için hükümet bir muhatap bulamayacaktır. Diğer taraftan, hükümetten zaten bir türlü zarar görmüş herkes bir anda bunu fırsat bilerek hareket edecek ve suiistimal edebilecektir. Yine bu durum, özellikle dış mihraklar tarafından kötüye kullanılabilecektir. Son olarak ise, çözümü meydanlarda değil, onların arasında ve onlar gibi düşünerek, onların baktığı yerden olaylara bakarak çözülebilecektir. Bu son durum, sosyal medyadan etkilenerek toplanan herkesin ve süreçteki tüm kişilerin tek tek ikna edilmesini gerekli kılmaktadır. Bunun bir örneğini, İstanbul Valisi Hüseyin Avni Mutlu, Twitter hesabından, Gezi Parkındakilere yazdığı mesajla yapmıştır.

Peki bu durumlara hükümet hazır olamaz mıydı ? HAYIR. Çünkü; Sosyal medya, 1990 yılında internetin icat edilmesi, ve 2000’li yıllarda hızla gelişmesi, ardından, Web, 1.0, 2.0 ve 3.0 teknolojilerinin gelişimi ve bu teknolojik gelişimlerin sonuçlarının daha önceden insanlar üzerinde deneyimlenmemiş olması, herkes gibi, diğer hükümetler gibi bizim hükümetimizi de hazırlıksız bıraktı. Ancak, hükümetin aydın danışmanları, bunları önceden olan olaylara bakarak uyarılarını yapmış olmalıydılar. Eskiden insanlar için herkesin bildiği bir söz söylenirdi, “Ne oldum deme, ne olacağım de” şeklinde. İşte bu sosyal medya gücü, hükümetleri böyle yaptı ve adeta onlara “Ne oldum deme, ne olacağım de” dedi. Çünkü, çok dinamik bir şekilde ortaya çıkıyor ve önlem alınmasına fırsat olmadan örgütlenerek uygulamaya koyuluyor. Olay olduğunda yapılan müdahaleler ise, olayı duymayanların da duyması için katalizör etkisi yapıyor ve olay büyüyor, çığırından çıkıyor.

Burada, hükümetlerin yapması gereken, toplumun her kesiminin tüm sorunlarına cevap verebilecek şekilde yapılanmasıdır. Toplumun bir kısmına meydan okurcasına bazı işlerin yapılmamasıdır. Sadece “Gezi Parkı” eyleminden bahsetmiyorum. Hükümet özellikle kendi partisine oy verenleri de kaybetmeye ve onlara meydan okurcasına bir takım işler yapmaya yönelmemelidir. Aksi halde, Pavlov’un deneylerinde yaşanan şartlı refleks deneylerinde olduğu gibi bir durumla karşılaşmak mümkündür. Pavlov, yaptığı deneyde, bir zil çalarak köpeğe et verir, yine çalar yine et verir, yine çalar et vermez, ancak köpek et bekler ve salyasını akıtır. Ancak bir gün Pavlov, köpeği üstü buz tutmuş bir derenin buzunu kırarak içine atar, köpek bir süre sonra kendi imkanıyla çıkıp silkelenerek kurulanmaya çalışır. Pavlov, yine zil çalar ve köpek asla dönüp bakmaz ve salyasını da akıtmaz. Pavlov için sonuç cümlesini kurma zamanıdır: Artık bu köpeğin tekrar ete bakması ve salyasını akıtması için daha büyük bir uyarıcıya ihtiyaç vardır.

Hükümetin tekrar, insanlara güven vermesi için daha büyük uyarıcılara ihtiyaç vardır. Mesela, kabine değişikliği de bunlardan biri olabileceği gibi, Taksim projesini külliyen iptal ettiğini söylemesi de gerekebilir. Tek yapılmaması gereken şey ise, asla tersine söylemlerde bulunmamak olmalıdır. Bu durumda İstanbul Valisi Hüseyin Avni Mutlu doğru yoldadır.  Pavlov deneyinde olduğu gibi, köpek yapılanları unutmamaktadır. İnsanlar da yapılan şeyleri unutmaz, biriktirir ve vakti zamanı gelince kullanır. Sosyal medya ise, o vakitte bu iş için bir çıngıdır.

Peki sosyal medya gerçekten bir güç mü? Bu soruyu cevaplamak için bazı büyüklüklere birlikte bakalım:

İntel’in yaptığı bir araştırmaya göre bir dakikada;

İnternette, 639.800 GB veri transferi,

Google’da 2 Milyon arama,

Facebook’ta 6 milyon görüntüleme,

YouTube’da 1.3 Milyon video görüntüleme,

Twitter’da 100.000 twit,

Flickr’da 20 milyon fotoğraf görüntüleme,

Pandora’da 61.141 saat müzik dinleme yapılıyor.

Eee yapılıyor da ne oluyor diyebilirsiniz. Olaya Web teknolojilerinin gelişimine göz atarak yaklaşabiliriz. Web 1.0’da insanlar internette sadece belli kurumlar tarafından oraya koyulanları okurdu. Web 2.0’da insanların etkileşimli bir şekilde kendilerinin ürettiği ve tükettiği bir internet kullanmaya başladılar. Web 3.0’da ise, artık, kontrol insanların elinden çıkarak tamamen, cihazların etkileşimiyle internetin kendi kendine meydana getireceği bir web dünyası ile karşı karşıyayız. Artık veriler büyümüş, “Big Data” adını almış ve artık insan gözü ve aklıyla analiz edilemez hale gelmiştir. Artık, ancak bilgisayarla analiz edilebilecek ve sonuçları da yeni bir bilgi olarak yine internette otomatik olarak yayınlanabilecek bir hal almıştır. İşte, internette ve sosyal medyada meydana gelen büyümeler, hükümetlerin oraları anlık olarak takip etmesini ve oralardaki verileri büyük süper bilgisayarlarla analiz ederek ona stratejilerini geliştirmelerini mesaj olarak veriyor. Bildiğim kadarıyla Amerika’da buna benzer uygulamalar yapılmaktadır. Bu durum 2 türlü fayda sağlayabilir: Birincisi, süreci takip ederek ona göre davranış belirleme, ikincisi ise, sürece dolaylı müdahale etme.

Sosyal medyanın gücünü anlatmaya devam edelim.

Youth Insight’ın yılında Türkiye genelinde gerçekleştirdiği araştırmaya göre:

  • Gençlerin gittikçe geleneksel medyadan uzaklaşarak sosyal medyaya yöneldiği,
  • Televizyonun başında geçirdiği vaktin 3 katını sosyal medyada geçirdiği,
  • Haftada 50 saatlerini internette geçirdikleri, ve gençlerin üçte birinin internet olmadan yaşamayacakları,
  • Gençlerin ekranında aynı anda ortalama 3 sayfa açık oluyor ve en çok bağlı kalınan sayfanın ise Facebook olduğu,
  • Okuyan gençlerin neredeyse yarısı internete cep telefonlarından da bağlandığı,
  • Her bir gencin sosyal medyada yaklaşık 500 arkadaşı olduğu,
  • Her bir gencin, yaklaşık 22-24 ünlüyü takip ettiği ve en az bir ünlüyü takip edenlerin oranının %49 olduğu,
  • Gençlerin %10’unun blog sahibi olduğu ve haftada en az 2 konu girdikleri,

Gibi tespitler yapılmıştır.

Bu araştırma üzerinden en az 2 yıl geçtiği için söz konusu oran ve rakamların biraz daha arttığı tahmin edilebilir.

Bu rakamlar sosyal medyanın gerçekten, önemli bir güç olduğunu tek başına göstermektedir. Olan olayların da kaynağını sosyal medyadan alıyor olması bunun gerçek bilgi (hakkal yakin) derecesinde ispati durumundadır. Başka söze gerek yoktur. Sosyal medyaya ulaşan bir bilgi, bir kişinin ortalama arkadaş sayısının tekrar ulaşan tüm kişilerin arkadaşlarının sayısının çarpımı kadar kişiye ulaşacak ve ona göre de etki meydana getireceği matematik hesabıyla yapılabilir. Mesela, sosyal medyada 500 kişilik bir arkadaş grubu olan bir kişi bir mesaj yazdığında, o kişinin arkadaşı olan 500 kişiye gitmekle kalmıyor, söz konusu 500 kişinin 500’er yüz kişilik arkadaş grubuna da ulaşmış oluyor.  Sonuç, 500 x 500 = 250.000 kişi demektir. Tabii ki burada da durmuyor, onların da 500’er kişilik arkadaş grubuna hemen ulaşıyor demektir. Başlangıçta mesajı yazan bir kişi önemsenmeyebilir, göz ardı edilebilir. Belki 2. Kademe 500 kişi de göz ardı edilebilir, ama 250.000 ve daha sonrası asla göz ardı edilemez.

Tabii ki, bu kişilerin tüm arkadaşlarının homojen bir grup oluşturduğu da düşünülemez. Ancak yarısı bile homojen bir grup oluştursa, şayia çıkarmaya yettiği tecrübeyle sabit görülmüştür. Daha sonrası ise, tufan durumundadır. Çünkü artık, şüyuu vukuundan beter hale gelmiştir. Bugünkü içinde bulunduğumuz anafor da tam olarak budur.

Günümüzde olan olayları kimlerin yaptığına bakmak için sosyal medyada örülü ilişkiler ağına bakmak lazımdır. Bu tür analizleri yapan internet üzerinde bazı siteler bulmak ta mümkündür. Böylece, twitter ve Facebook’ta bir kullanıcının kimlere ulaşabileceği, ulaşacağı kimselerin demografik özellikleri vb. bilgilerine erişilerek  yazılan mesajların kimleri ne derece etkileyeceği belirlenmeye çalışılabilir. Diğer taraftan, bu tür yazılımlar oldukça gelişkin özellikler de içermekte ve kullanıcıların ağında bulunan kişileri anlamlı gruplara ayırarak, grupların genel yapısı hakkında bilgi de sunmaktadır.

Sonuç olarak, bir güç olarak sosyal medya son olaylarla birlikte, hükümetin herkese eşit mesafede durmaya özenle dikkat etmesi ve itidalli davranması, herkesin demokratik haklarını kullanırken diğerlerinin haklarına zarar vermemesi, olay bu kadar şüyuu bulmuşken dikine gidilmeden hareket edilmesi, twitter ve facebook’ta hükümetin ve hükümet yetkililerinin de olması gereğini ortaya koymuştur.

Kaynak: Dr. Alabay

Bir Cevap Yazın